Optimist’in Şubat Sayısında Çin Ekonomisinin Geleceğine Kafa Yordum

Ejdere Gelecek Biçmek

2013’ün Kasım ayında Pekin’deki Jingxi otelinde 376 kişi, sonuçları itibariyle bu makaleyi okumakta olan herkesi -dolaylı olarak- etkileyecek bir toplantı için bir araya geldiler. Basınımızın gündeminde  çok daha önemli konular bulunduğundan olsa gerek çoğumuzun bu toplantıdan haberi olmadı. 2012 yılında seçilen Çin Merkezi Komitesi üyelerinden oluşan katılımcılar, 18. Çin Komünist Partisi Kongresi’nin üçüncü oturumunda, dört gün boyunca kapalı kapılar ardında Çin ekonomisinin geleceğini konuştular.

Mao’nun ölümünden iki yıl sonra 1978’in Kasım ayında Deng Xiaoping’un, Çin’in büyük dönüşümünü mümkün kılan reformları açıkladığı oturumdan bu yana, Komünist Parti kongreleri tüm Dünya’da karar vericilerin ilgi odağındadır. Bu yılki toplantıyı önemli kılan, bir yıl önce Komünist Parti’nin başkanı seçilen Xi Jinping’in Çin için öngördüğü yol haritasının detayları paylaşacak olmasıydı.

Batı, Çin’in uyguladığı yatırıma ve ihracata dayalı topyekün kalkınma modelini Dünya ekonomisi için tehlikeli ve sürdürülemez buluyor. Çin’in kaydettiği yüksek hızlı büyüme ve ulaştığı ölçek Batı’yı ürkütüyor. Çin’in kendine özgü tek partili diktatoryal sistemi Batı’ya Çin’in yönetimini etkileme imkanı vermiyor ve bu durum özellikle ABD’nin Çin’e yönelik tedirginliğini artırıyor.

Yabancı yatırımcılara sağlanan teşvikler, ucuz iş gücü ve büyük iç pazarı sayesinde çektiği muazzam boyuttaki yabancı sermaye ile çokuluslu şirketlerin üretim üssü haline gelen Çin, bu sermaye akışını ihracat odaklı sanayi ve altyapı yatırımlarına kanalize ederek son otuz yılda ortalama yıllık % 10.5 oranında büyümeyi başardı. Bu göz alıcı performans ve ülkenin giderek artan dış ticaret fazlası dikkatleri Çin ekonomisi üzerine çekmiş durumda.

Parti yöneticilerinin ülkenin farklı bölgelerindeki keyfi ve kendi çıkarlarına hizmet eden uygulamaları, Çin’de hesap verilebilirliğin ortadan kalktığını ortaya koyuyor. Ekonomideki hızlı büyümenin meyvelerinin orantısız paylaşımı ve yüksek orandaki yolsuzluk, Çin’de sayıları yüz milyonu aşan ve neredeyse Batı ülkeleri düzeyinde tüketen bir “orta sınıf” oluşturmuş durumda. Katı bir eşitlik vadeden komünist ideolojinin son kalesinde katı bir eşitsizlik hüküm sürüyor. Ülkelerin gelir dağılımı konusunda kullanılan başlıca gösterge olan Gini endeksine göre Çin, gelir dağılımındaki dengesizlikte 136 ülke arasında 29. sırada yer alıyor. Çin’de gelir dağılımı, ABD (41.), İran (45.), Nijerya (47.) ve Türkiye’den (58.) daha dengesiz durumda.

Öte yandan özellikle son yıllarda, Çin ekonomisinin giderek artan oranda finansal risk taşıdığı tartışılıyor. Çin’deki belediyeler ve kamu iktisadi kuruluşları 2008 yılındaki küresel finans krizi sonrasında artan borçluluk oranı ile dikkat çekiyor. Kamunun elindeki finans ve bankacılık sisteminin, risk yönetimi ve fizibiliteden ziyade politik ilişkiler ağının etkisiyle kamu ve özel iktisadi teşebbüslere yatırımlarda  finansmanında kullanılmak üzere açtığı büyük kredilerin bir emlak ve altyapı yatırımı balonu yarattığı değerlendiriliyor.

Bu ahval ve şerait altında gerçekleşen “Üçüncü Oturum”un sonuç bildirgesi, ekonomik kalkınmanın Çin için önümüzdeki dönemde en önemli öncelik olmaya devam edeceğine işaret ediyor. Ekonomik reformların temel prensibi, kaynakların dağılımında pazarın “belirleyici” rol oynaması öngörülüyor.  Oturum’da hükümetin kaynak dağılımındaki belirleyici rolünü azaltması, pazarın düzenlenmesi, kamu hizmetlerinin yönetimi, toplumun yönlendirilmesi ve çevrenin korunmasına odaklanılması kararlaştırıldı.

Son 20 yılda Çin, pazarındaki düzenlemeleri sınırlayarak pek çok ürün grubunda rekabete izin verdi. Ancak sermaye, enerji ve arazi gibi temel girdiler halen büyük ölçekte kamunun kontrolü altında ve kamu iktisadi kuruluşlarına kasıtlı olarak düşük fiyatlarla sunulmakta. Bu tercih, iktisadi büyümenin altyapı yatırımlarına artan bağımlılığı, bazı sanayi kollarında aşırı kapasite yaratılması gibi sorunlar yarattı.

Xi’nin, hükümetin piyasada oyuncu rolünden çok düzenleyici rolüne vurgu yapan ekonomik programı, hükümetin girdi fiyatları üzerindeki belirleyiciliği ve belediyeler başta olmak üzere yerel otoritelerin patronajını sınırlamasını gerektirecek. Program, kaynakların daha verimli kullanımını sağladığı  ve emlak balonunun daha da büyümesinin önüne geçebildiği ölçüde Dünya ekonomisini olumlu etkileyebilir.

Yazının devamı için Optimist’i satın alabilir veya yazının tamamının pdf versiyonunu sizinle paylaşmam için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s