‘Açığa satış sıkıştırması’ nın abecesi

Bu haftanın (henüz neticelenmeyen) ‘olayı’ $GME (GameStop) hissesindeki restleşme idi. ‘Açığa satış sıkıştırması’ konusunu bu güncel örnek olay vesilesiyle yatırım dünyasının dışındakiler için basitçe anlatmaya çalıştım:

Açığa satış sıkıştırması nedir?

Bir hisseyi olası düşüşünden para kazanmak için açığa satmak isteyen yatırımcı aracı kurumdan hisseleri alır ve piyasada satar. Bu eylemin maksadı hissenin düşüşü ile daha ucuzdan piyasadan geri alıp aracı kuruma olan borcun kapatılması, aradaki farkın da kar olarak yazılmasıdır. Beklenenin tersi olur da hisse değeri artar ise, yatırımcı daha yüksek fiyattan sattığı hisseleri geri almak ve zarar etmek zorunda kalır. Bu durumda hisseleri satın alarak ‘kısa’ pozisyonlarını kapatan yatırımcılar hissenin daha da yükselmesini sağlar. Daha da yükselen hisseyi açığa satacak yeni yatırımcılar gelir ve bunlar bunu yaparken terste kalma durumunda olası zararlarını miniğimize etmek maksadıyla ‘satın alım opsiyonları’ almaya başlarlar. Böylece belirli bir süre boyunca kendi kendini besleyecek bir balon (‘gamma squeeze’) oluşur. Mevcutta $GME tahtasında yaşanan budur.

ABD’de popüler komisyonsuz aracı kurumların sıkıştırmaya maruz kalan kağıtlarda işlem durdurmasını sebebi nedir?

Aracı kurumlar bir alım/satım emrini kabul edebilmek için, merkezi takas kurumunda (‘clearence house’; Türkiye’de Takasbank) bir marja sahip olmalıdırlar. Bu marj takasın taraflardan birinin yükümlülüğünü yerine getir(e)emdiği durumda zararı karşılar.

$GME örneğinde söz konusu aracı kurumların (başta Robinhood) yoğun satın alma emirlerini karşılayabilecek bir ‘marj’a sahip olmadıkları yaptıkları açıklamalar ile ortaya çıktı. Robinhood işlemleri tekrar açabilmek için Sequoia Capital ve Ribbit Capital’ın aralarında bulunduğu yatırımcılardan 1 Milyar $ kaynak sağladığını açıkladı ve ertesi gün müşterilerine söz konusu tahtaları yeniden açtı.

$GME örneğinden hangi sonuçlar çıkarılabilir?

Spekülasyona erken aşamada katılıp balon patlamadan çıkmayı becerebilenler, ki bunlar genelde balonu ilk şişirenlerdir) çok yüksek getiri sağlayabilir.

Spekülasyona son aşamada girip balon patlamadan çıkamayanlar çok yüksek kayıplarla karşılaşır. (Bu hafta o şaşmaya gelinmesi muhtemel)

Açığa satıp, açığa sattım satıyorum diye ilan eden hedge fonları bu saatten sonra batma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Melvin örneği kolay unutulur değil. Yüzlerce hedge fonu açığa satış işlemlerine artık girmeyeceklerini ilan ettiler. Duyalım ama inanmayalım 🙂

Sermaye piyasalarında birileri çok yüksek getiri sağladığı sürece spekülasyonlar sürecek, hatta trend halini alacaktır. (Son birkaç ayda BİST’te özellikle küçük ve orta ölçekli hisselerde durum tam olarak budur).

Bu trendlerden genellikle trene son binen bireysel ‘yatırımcılar’ mağdur olur. Bu bireysel ‘yatırımcılar’ı borç vererek teşvik eden, hedef kağıt göstererek ‘koçluk’ yapan bazı ‘aracı kurumlar’, işler terse döndüğünde suspus olur, kazandıkları komisyon ve kredi faizleriyle ‘mutlu mesut’ hayatlarına devam ederler.

Piyasa sana bilmeden, incelemeden öngörmeden, yani ‘yatırım yapmadan’ çok kazandırıyorsa dur, nefes al, dünyanın cennet olmadığı aklına gelsin.

Derdim bana derman imiş…

Önümüzdeki dönemde bu salgın nedeniyle nelerin değişeceğine ilişkin eminim onlarca yazı okudunuz.

Yatırım ortamı ile ilgili sonuçlarını kısa vadede görülecek bir konuyu ele almayı tercih edeceğim: temettüler.

Ülkemizde enflasyon ve şirketlerin bu konudaki “eli sıkılığı” nedeniyle çok mühim görünmeyen temettüler (kar payları), özellikle Anglo-Sakson Toplumlarında yatırımcıların (ABD örneğinde “halkın” diye okunabilir) en önemli gelir kalemini oluşturmakta. Tasarruf sahiplerinin düşük faiz ortamında birikimlerini değerlendirmek için en çok tercih ettikleri araçlar doğrudan hisse senedi veya borsa fonları (ETF).

Hisse senedi değerinin artışı kadar, her yıl şirketlerin elde ettiği karların dağıtılmasına dayanan temettü mekanizması, yatırımcılar için servet biriktirme (ETF’lerin temettü gelirleri ile yükselmesi) ve emeklilikte geçinme (genelde her çeyrekte yatan temettü) vasıtasını oluşturur.

Düzenli ve yüksek temettü ödeme, şirket yöneticilerini sermaye getirisine odaklayarak mali disiplin sağlar, yatırımcılara sağladığı düzenli nakitle sabit getirili yatırımlara alternatif oluşturur.

Bireysel yatırımların büyük bölümünün şirketlere sermaye olarak akması, sermayeyi tabana yayar, şirketler için sermaye maliyetini düşürür, toplamda mali sistemin (ve hayatın) verimliliğini artırır.

Son yüz yılda S&P 500 endeksinin getirisinin %40’ı temettülerden oluştu. Yatırımcıların çoğu, 2019 karları üzerinden dağıtılacak bu önemli gelir kaleminden (S&P500 için toplamda 500 Milyar ABD Doları) mahrum kalacak. Temettü geliri ile geçinen emeklilerin bir kısmı muhtemelen hisselerinin bir kısmını satmak zorunda kalacak. Bu ABD borsaları üzerinde bir baskı oluşturabilir. Salgının uzaması durumunda, zaten parlak görünmeyen 2020 karlarından da gelecek yol pay dağıtmama kararı alınabilir ve bu durum etkiyi daha da arttırabilir.

Birikimlerin daha ziyade altın ve gayrimenkul gibi varlıklara depolanmış olması ve pay senedi piyasasındaki az sayıdaki yatırımcının kısa vadeli hisse fiyat artışlarına odaklanmış olmaları nedeniyle pek umursanmasa da, ülkemizde de salgının getirdiği belirsizlikle mücadelede, halka açık şirketlerin sermaye yapılarının güçlendirilmesi amacıyla temettü dağıtımı sınırlandırıldığını not etmek gerek.

Bir gün pay piyasamız “3’e aldım 5’e sattım”, “Ahmet ağabeyden süper tüyo geldi” kafasından sıyrılıp, şirketinden aracı kurumuna küçük yatırımcısından fon yöneticisine kadar tüm paydaşlarıyla “sermaye piyasasına yaraşır” bir işlevselliğe kavuşursa, ki dileğim odur, bizim de bu gibi “dertlerimiz” olur.